MERAK ETTİKLERİNİZ

Psikologlar İçin Meslek Yasası

Meslek yasaları; herhangi bir mesleğe mensup meslek elemanlarının haklarını yerine getiren, hizmetlerden yararlanma haklarını sağlayan, koruyan, denetleyen ve olası bir durumda gerekirse yaptırım uygulamayı içeren kararlardır.

Maalesef, Türkiye’ de yürürlükte olan psikologların bağlı olduğu bir meslek yasası yoktur. Meslek yasasının yürürlükte olduğu diğer ülkelerde, meslek yasaları hem ünvanı hem de uygulamaları düzenleyen yasalardır. Aynı şekilde, Türkiye’ de de  psikologların denetlendiği ve korunduğu bir meslek yasasının var olması için ilgili kişiler yaklaşık otuz yıldır meslek yasasının düzenlenmesi ve yürürlüğe girmesi için  uğraş vermektedir.

Türkiye’ de psikologların bağlı olduğu bir meslek yasasının olmayışının yol açtığı zorlukları ve meslek yasasının gerekliliğini açıklamakta fayda vardır.

Öncelikle; var olan meslek yasası ile birlikte psikoloji lisans ve yüksek lisans eğitimi denetlenecek, eksiklikler ve hatalar düzeltilecektir. Aynı zamanda eğitimlerin içeriği zenginleştirilecektir. Bu sayede; alan dışı kişilerin mesleği suistimal etmesi önlenecektir. Bununla birlikte; dışarıdan gelen sorunlara karşı psikologluk mesleği korunacak, eğitim almadan terapist ve klinik psikolog olan kişiler tespit edilecektir. Tespit edilen bu kişiler hakkında meslek yasası kapsamında hukuki yollara başvurulacaktır.

Psikologların görev ve sorumluluklarını net bir şekilde belirlemek için psikologların bağlı bulunduğu bir meslek yasası gereklidir çünkü; psikologların görev tanımı denetlenmediği için kurumlarda psikologlara görev dışı iş yükü verilmesi de büyük bir sorun haline gelmektedir. Psikologların bu durumu şikayet etmek istemesi üzerine başvurulacak herhangi bir merci bulunmamaktadır. Özlük hakları ve sınırlılıkların belirlenememesiyle birlikte korunması için de herhangi bir çalışma bulunmamaktadır.

Psikologların bağlı olduğu meslek yasasının yürürlüğe girmesiyle birlikte; psikologlar çalıştıkları kurumlarda diğer meslek elemanlarıyla eşit düzeyde ve işbirliği içinde çalışabileceklerdir. Özellikle sağlık kuruluşlarında, psikologlar doktorlardan bağımsız bir şekilde hiyerarşik düzen olmadan, eş güdümlü halde görevlerini yerine getireceklerdir.  

Psikoloji alanı içerisinde verilen; test eğitimleri, psikoterapi eğitimleri gibi diğer farklı eğitimlerin geçerliliği, güvenirliliği ve uygulanması denetlenecektir. Buna bağlı olarak; psikoloji alanı dışından kişilerin bu tür eğitimlere katılmasına izin verilmeyecektir. Aynı şekilde; bu eğitimleri veren eğitimcilerin de yetkinlik ve yeterlilikleri tespit edilecek, yasaya aykırı bir durum varsa yaptırım uygulanabilecektir. Benzer olarak; yürürlükte olacak olan meslek yasası kapsamında; psikoloji alanı ile ilgili dernek ve enstitülerin çalışmalarının geçerlilik ve güvenirlilik durumunun saptanması için faydalı olacaktır.

Psikologların bağlı olacağı bu meslek yasası ile birlikte; psikologların yetkinlik ve yeterlilikleri denetlenecektir. Psikologlar herhangi bir etik ihlal yaptıklarında yasa kapsamında tespit edilebilecek ve yaptırım uygulanabilecektir. Bu durum sayesinde; hem alan içerisindeki psikologların hakları hem de psikolojik tedavi hizmeti alan danışanların hakları korunacaktır.

Psikologların bağlı olduğu bir meslek yasasının yürürlüğe girmesiyle birlikte söz konusu yaptırımların uygulanması zorunlu hale gelecektir. Bu durumda; nasıl bir meslek yasasına bağlı olan doktor dışında kimse ameliyat yapamıyorsa, psikolojik hizmetleri de bu alanda yetkisi ve yeterliliği olmayan kimse veremeyecektir. Psikologların yaşadığı bu tür sorunların çözülmesi için bağlı bulundukları bir meslek yasasının düzenlenmesi ve yürürlüğe girmesi şarttır. Yaşanılan sorunların çözülmemesi sonucunda; bilgi, birikim konusunda yetkin ve yeterli olmayan kişiler tarafından hem halkın ruh sağlığına zarar verilecek hem de sağlık sektörü kapsamında önemli bir değere sahip olan psikolojik hizmetler ticari bir savaş haline gelecektir. Umarım emeklerimizin karşılığını hakkıyla aldığımız günler bizim olur..

Elçin YARLI / Psikolog

Psikolojide Etik

Türk Psikologlar Derneği’ nin yaptığı tanıma göre; insanlara işlerin nasıl yapılması gerektiği hakkında yardımcı olan değerler, ilkeler ve standartlardır. Psikolojide etik ilkeler; yapılmaması gereken ve evrensel ahlaki değerlere aykırı olan davranışların neler olduğunu belirleyerek mesleğini icra eden psikologlara yol göstermektedir.

Psikolojide etik ilkeler; araştırma, eğitim, deney, psikoterapi ve diğer tüm alanları  kapsar ve sayısı yadsınamayacak kadar fazladır fakat; en belirgin olan, yanlış veya eksik yapılan ve dikkat edilmesi gereken birkaç etik ilke mevcuttur.

İlk olarak; “Yetkinlik ve Yeterlilik” ilkesinden bahsetmekte fayda vardır. En kısa tanımıyla, psikolog olmak isteyen kişiler standartlara uygun yasal eğitimi tamamladığında yetkinliği elde eder. Bununla birlikte; yetkin olan psikolog yeterli mesleki bilgi, donanım, deneyime sahip olabilmek ve kendini geliştirmek için uygun yasal eğitimlerden yararlanarak, bilimsel gelişmeleri sürekli takip ederek ve bu bilgi, birikimlerini danışanının yararı doğrultusunda kullanarak yeterli sayılabilir. Psikolog, meslek hayatı boyunca kendini geliştirerek yeterliliğini korumalı ve danışanının terapi sürecinde çalışamayacağı bir alanla karşılaştığında yine danışanın yararı için o alanda çalışan yetkin ve yeterli başka bir meslektaşına danışanını yönlendirmelidir. Başka bir seçenek olarak da kendini yetkin görmediği alanda eğitim ve süpervizyon alarak çalışabilir, bu etik bir davranış olacaktır.

En önemli etik ilkelerden biri olan “Zarar Vermemek/Yararlı Olmak” ilkesinde ise; psikolog; danışanı, çalıştığı kurumu, öğrencileri, deney hayvanları, araştırma katılımcıları için en yüksek yararı gözetmeli ve zarar vermekten kaçınmalıdır. Aynı zamanda; psikolog bilgi ve uygulamalarını kötüye kullanmamalı, oluşabilecek zararlara karşı önceden önlem almalı ve kişileri bu konuda bilgilendirmelidir. Ek olarak; psikolog statüsü ve sahip olduğu gücü psikolojiye ait hiçbir alanda kötüye kullanmamalı ve alana zarar verebilecek her türlü davranıştan kaçınmalıdır.

“Çoklu İlişkiler” ilkesi kapsamında; psikolog hizmet verdiği kişiyle psikolog/danışan rolü dışında ilişki, yakınlık, cinsel veya duygusal bağ gibi ek rollerde olamaz. Aynı şekilde psikolog; profesyonel ilişkide olduğu danışanının yakın ilişkide olduğu herhangi bir kişi ile ilişkide olamaz ve bu kişiye psikolojik bir hizmet veremez.

Psikolog ile danışan arasında “Gizlilik” ilkesi olmak zorundadır. Gizlilik ilkesine göre; psikolog, verdiği psikolojik hizmet boyunca kişi ve kurumlardan aldığı bilgileri gizli tutmak ve korumakla yükümlüdür. Yani psikolog sahip olduğu bilgileri izin almadan, danışanın faydasına bile olsa üçüncü şahıs veya kurumlarla paylaşamaz. Psikolog; psikolojik hizmet boyunca alınan bilgilerin not edilmesi, belgelenmesi konusunda danışanından izin almalı ve korunması için ona söz vermelidir. Ek olarak; hizmet verdiği kişilerin sesini veya görüntüsünü eğitim ya da süpervizyon amaçlı bile olsa kaydetmek isterse, önceden danışanından izin almalı ve kayıtları korumakla yükümlü olma noktasında ona söz vermelidir.

Gizlilik ilkesinin göz ardı edildiği iki durum mevcuttur:

  1. Kişi kendisine, psikoloğuna veya bir başkasına zarar verdiyse ya da zarar verme düşüncesine sahipse

  2. Kişinin 18 yaş altı çocuk ve ergen olduğu, cezai ehliyeti olmayan yaşlı veya özürlü olduğu her türlü kötüye kullanımda

gizlilik ilkesi son bulur ve psikolog edindiği bilgileri gerekli mecra ve kişilerle paylaşmalıdır. Aynı zamanda; psikolog, psikolojik hizmet vermeye başlamadan önce bu iki istisna durumu hizmet alacak kişi veya kurumlarla paylaşmalı eğer; kabul edilirse psikolojik hizmet vermeye başlamalıdır.

Psikolog “Dürüstlük” ilkesine uygun olarak; eğitimi, deneyimi ve yetkinliği, akademik dereceleri, ünvanları, bağlı bulunduğu kurum ve dernekleri, verdiği hizmetler ve bu hizmetlerin bilimsel temelleri ile sonuçları, başarı dereceleri, ücretleri, yayınları ve araştırma sonuçları hakkında hizmet verdiği kişileri açıkça bilgilendirmelidir. Bu konulara ilişkin kendini doğru tanıtmak zorundadır ve hiçbir şekilde yanlış bilgilendirmede bulunmamalıdır.

“İnsan Haklarına Saygı ve Ayrımcılık Yapmama” ilkesine dayanarak; psikolog görevini kötüye kullanmamalı, kişilerden zorla bilgi almamalı ve dünya görüşü, cinsel kimlik, etnik köken, dil-din-ırk, sosyoekonomik düzey gibi konular üzerinden kişiyi yargılama ve yönlendirme teşebbüsünde bulunmamalıdır.

Psikolojide mevcut olan etik ilkelere aykırı davranmamak ve bu ilkeleri ihlal etmemek için psikolojik hizmet öncesinde hizmet veren ve hizmet alan kişiler; bilgilendirmiş onam dediğimiz içerisinde tedavi planı, uzmanlık alanı, etik ilkeler, çalışma tarzı, tedavi süresi ve ücreti gibi konuları kapsayan formu karşılıklı kabul temelli olarak imzalamalıdır. Bu şekilde, hem güvenli hem de huzurlu bir psikolojik tedavi süreci başlamış olacaktır.

Etik ilkeler, evrensel ve değişmez olduğu için içeriğin hazırlanmasında; Türk Psikologlar Derneği Etik Yönetmeliği yazısından alıntılar yapılmıştır. Bu yazıda belli ilkelerden kısaca bahsedilmiştir, etik ilkeler hakkında detaylı bilgi almak için Türk Psikologlar Derneği Etik Yönetmeliği’ nin içeriğini ziyaret edebilirsiniz..

Elçin YARLI / Psikolog

Psikolojik Destek Almak İstediğimde Hangi Uzmana, Nereye ve Ne Zaman Gitmeliyim?

Konuya öncelikli olarak tanımlamalarla başlamak gerekir çünkü meslek gruplarının uzmanlık alanları yeterince iyi bilindiğinde, kimden destek alınabileceği de kolay ayırt edilebilir hale gelecektir.

Psikiyatrist: altı yıl tıp eğitimini almış ve uzmanlığını psikiyatri alanında tamamlamış hekimdir.

Psikolog: dört yıl psikoloji lisans eğitimini tamamlayarak bu ünvana hak kazanmıştır.

Uzman Klinik Psikolog: dört yıl lisans eğitimini bitirdikten sonra iki yıl klinik psikoloji yüksek lisans programını tamamlamış uzmandır.

“ Hangi uzmana gitmeliyim? ” sorusu yanıtlanırken ayrım yapılmamalıdır çünkü; psikolog veya uzman klinik psikolog ile psikiyatrist işbirliği halinde olmalıdır. Psikiyatrist; farmakoloji bilgisine sahip olduğundan, ilaç yazma ve tanı koyma yetisine sahiptir ancak; psikolog veya uzman klinik psikolog  psikoterapi eğitimleri aldığı için kişinin psikolojik tedavisini yani psikoterapi sürecini üstlenir ve bu şekilde birlikte çalışabilirler.

Tedavi hizmeti almak isteyen kişiler; içinde bulunulan duruma göre araştırma yapıp; o alanda çalışan, kendisine en faydalı olacak, soruna en uygun yöntemlerle tedaviyi üstlenebilecek bir uzmana başvurabilirler. Psikoterapi sürecine başlayan kişi; hangi teknik ve yöntemler kullanılacağını, istenilen hedefe uygunluğunu ve kendisine uygun olan tedavi yönteminin uygulanabilirliğini,  gidilen uzman psikoloğa ilk görüşmede mutlaka sormalıdır.

Ek olarak; “ Önce hangi uzmana gitmeliyim? ” sorusunu cevaplandırmak gerekirse, önce psikoloğa veya uzman klinik psikoloğa gidildiğinde; kişinin ilaç kullanması gerekiyorsa yani psikoterapi süreci ilaç tedavisi ile birlikte yürütülecekse uzman sizi bir psikiyatriste yönlendirecektir. Önce psikiyatriste gidildiğini varsayalım; ilaç tedavisine ek olarak psikolojik tedavi alınması gerekiyorsa, psikiyatrist ihtiyaç olunan alanda çalışan bir uzman psikoloğa yönlendirmelidir.

Her olumsuz duygu ve yaşantı psikiyatrik rahatsızlık değildir, bunun tedavi gerektiren bir durum olup olmadığına uzmanlar karar verir. Kişinin psikolojik tedavi yani psikoterapi sürecine girmesi için bir tanı konulmasına veya ilaç kullanmasına gerek yoktur bazen, hayatta baş edilemeyen sorunlara çözüm yolları aramak, hatta hiçbir sorun olmamasına rağmen farkındalık kazanmak için de psikoterapiye başvurulabilir. Bunun için; sadece ilaç tedavisi ya da sadece psikolojik tedavi doğrudur demek pek uygun olmayacaktır çünkü; psikolojik desteğe istenilen her durumda başvurulabilr ama ilaç tedavisine başlamak için psikiyatristlerin uygun gördüğü bir psikiyatrik rahatsızlığın olması gerekmektedir.

Kişinin psikolojik zorlanım hali veya psikiyatrik rahatsızlığına bağlı olarak değişkenlik göstermekle birlikte; bazı durumlarda ilaç ve psikolojik tedavi yani psikoterapi süreci birlikte yürütülmelidir. Örneğin; araştırmalarda depresyon ve panik bozukluk gibi rahatsızlıkların hem ilaç hem de psikoterapi tedavisi daha başarılı bulunmuştur.

Türkiye’ de devlete bağlı sağlık kuruluşlarında tedavi olabilmek için sistem sadece psikiyatristlerden randevu alımına izin verir, ancak psikiyatrist uygun görürse psikoloğa yönlendirir ve psikolojik destek hizmeti alınabilir.  Özel kuruluşlarda ise, tedavi olabilmek için uzman psikolog ile görüşülerek psikoterapi sürecine başlanabilir fakat uzman, herhangi bir durumda veya ilaç kullanılması gerektiğini düşündüğünde psikiyatriste yönlendirmelidir.

“ Ne zaman bir uzmana başvurmalıyım? ” sorusu yanıtlanırken tek bir cevap yoktur fakat; birkaç temel etken vardır. Öncelikle; söz konusu durumdan kişinin kendisi veya bir yakını rahatsızsa, gün içerisinde bu durumu düşünmek veya yapmak fazla zamanını alıyorsa, var olan durum kişinin işlevselliğini ve günlük yaşamını (iş, okul, aile, sosyal yaşam) bozuyorsa, kişi oluşan problemden utanıyor ve paylaşmaktan kaçınıyorsa, kişinin son zamanlarda yaşadığı sorun kendi hayatını ya da çevresindeki kişilerin yaşamını kötü yönde etkiliyorsa, kişi kendi potansiyelini yansıtamıyorsa ve söz konusu durum süre ve şiddet bakımından kişiyi zorluyorsa bir uzmana başvurulabilir fakat; bu durumların dışında veya bunlardan farklı etkenler de rol oynayabilir. Genelde psikolojik tedaviye başlamak için son büyük olayın yaşanması beklenir ancak bu durumda hem süreç uzar hem tedavi zorlaşır. Bunun için; uyku durumunda farklılık, iştahta değişiklik, işlev ve zaman kaybı gibi fark edilen ilk durumda bir uzmana başvurmak en doğru karar olacaktır.  Buna ek olarak; kişinin psikolojik destek alması için herhangi bir sebep olmasına gerek yoktur. Psikoterapi süreci; ilişkilerde, aile ve iş hayatında etkin bir süreçtir ve rahatsız olunan bir sorun olmasa bile kişide içgörü ve farkındalığı geliştirir.

Elçin YARLI / Psikolog